ÿþSerkan I_1n ile Söyle_i © Annetna Nepo 2003 Phillip John Usher / R. Richard Wojewodzki / Reha Yünlüel PJU: Öncelikle Annetna Nepo'nun bu söyle_isini kabul ettiin ve _iirlerini bizimle payla_t11n için te_ekkür ederim. Dergimize katk1n bizi mutlu etti. Dergimizin türkçegil _airlerle balant1s1n1 salayan ve "dil" ekibimizde yer alan _air Reha Yünlüel'e de ayr1ca te_ekkür. Serkan, 1976 doumlusun -benden bir sene önce- ve _imdiden 3 _iir kitab1 yay1nlad1n -benden 3 fazla!-, ki ilki 1999'da, 23 ya_1nda iken. Bu gerçekten etkileyici (hani k1skanmad1m deil!) Yazmaya kaç ya_1ndayken ba_lad1n? Ve ilk kitab1n1 yay1nlamak nas1l nasip oldu? Asl1nda daha erken yay1nlamak istemi_tim. Genç _air hep bunu ister. Metropol A_klar1, hâlâ küçük bütçelerle de olsa, _iir kitab1 yay1mlayan ve bence asl1nda bu i_in ruhunu koruyan bir yay1nevi olan Liman Yap1mevi taraf1ndan bas1ld1. 0lk _iirimi 1997'de yay1nlad11m göz önüne al1nd11nda (Dü_lem dergisi) kitab1n hacminin ve etkisinin çok büyüleyici ya da belirleyici olmad11n1 dü_ünebiliriz. 32 sayfal1k bu ufak derleme (boyut olarak bir bro_ürü and1r1r Liman _iir kitaplar1) ayn1 y1l ba_ka bir yay1nevinin açt11 yar1_mada ödül kazanan dosyam1n içeriini de belirledi aç1kças1. Türkiye'de yay1nevleri 3 ya da 4 ki_inin büyük bir azimle çal1_mas1 sonucunda ayakta kal1rlar, kadroyu da olu_turan bunlard1r. Hem editörlük, hem halkla ili_kiler, hem de da1t1m i_leri, hem dizgi, düzelti.. Liman onlara göre daha da k1s1tl1 imkanlarla çal1_1yordu. Dosyay1 gönderdim ve birkaç gün sonra yay1nevinden beni arad1lar. Sonra da kitap 5-6 ay içinde bas1ld1. Tam da ikinci kitab1n ödül ald11 s1rada. Böylelikle ç1kmas1 ile benim aç1mdan unutulmas1 ayn1 ana denk geldi gibi. Fakat burada, genç bir _airin öncelikle, genç s1fat1n1 hak etmek için baz1 basamaklardan geçmesi gerekiyor. Baz1 önemli dergilerde _iir yay1nlamak ya da baz1 önemli _airler konusunda yaz1lar yazmak gibi alg1layabilirsiniz bunu, fakat gerçekte i_ daha nas1l diyebilirim edebiyat-d1_1 ilerliyor. Esas olan metin deil, çou zaman, esas olan tan1nmak, yani Hegel anlam1nda tan1nmaktan bahsediyorum. Ama i_in tuhaf1 ben bu _ekilde girmedim edebiyat dünyam1za, belki de hâlâ pek içinde deilim.. RY: Bir süre "Ehidna"y1 yay1nlad1ktan sonra, "Mizan" dergisini yay1nlamaya ba_lad1n. "Mizan" "gerçekçi", "felsefi" ve zaman1n1n sorunlar1 ile hemhal bir dergi iken, "Ehidna" daha çok "gerçeköteci" ve "bireysel" bir karakter ta_1yordu. "Ehidna" ve "Mizan"in senin için anlam1 nedir? ^iirindeki yerleri? Ehidna 2 ya da 3 say1 ç1kt1, sadece net üzerinde. O s1ralar galiba yeni yeni internet üzerinde dergiler ç1k1yordu. Ehidna'da yapmak istediim -ki daha sonra ayn1 isimle ba_ka bir dergi ben b1rakt1ktan sonra devam etti ç1kmaya, bir süre sonra da kapand1- bir sürü _ey aras1nda, ufak bir manifestoya bal1 kalmakt1. Asl1nda Ehidna dergisinin simas1 biraz gerçeküstücüleri ya da biraz "Le Grand Jeu" dergisini an1msat1yor bana. Yani "bir duvar1n önünde duruyoruz ve arkas1nda ne olduunu kimse bilmiyor" umutsuzluu. Ki_isel serüvenim içinde hem Dadac1lar hem de Sürrealistler önemli bir yer tuttu. Gerçi _imdilerde ne post-dada ne de neo-fütüristler ayn1 etkiyi b1rak1yor bende. Yeni sürrealistler ise New York ya da Seattle'da sokaklarda özgürlük için ba1r1yorlar ama bu bana bir simulasyon gibi geliyor (Baudrillard üzerinden konu_ursak). Ehidna'n1n metinleri hala bilgisayar1mda duruyor, ara s1ra göz at1yorum onlara. Tam bir delirme an1 gibi geliyor bu. Bir manifestom vard1. ^öyleymi_: Giri_: Genel Beeni'nin alçak ve düzenbaz süreci içinde ne sanat ne de insan kendini gerçek anlamda ifade edebilir. Zaman k1skaçlar1n1 bizi tüketmek için üzerimizde _aklat1yor. Sanatç1 art1k ölüm dö_eindeki fahi_e gibi gençliini ve verimliliini özlüyor. Ama onu muhabbet tellallar1na sermaye yapan halk1n beenisidir. Sanatç1 alçalm1_, bebeini satm1_ ve surat1na çok gülünç ama meta' bir ifade vermi_, ortal1kta onuru ile tecavüze uram1_t1r. Sanat sermaye'nin a_a1l1k al1_veri_ merkezlerinde, büyük galerilerinde ve sulu göz beyin fakiri ayd1n çeyreklerinin elinde oyuncak olmu_tur ve onunla oynamak için sadece bir kuru_ yeter. Sanat'1n hesab1n1 sormazsak bizi kimse affetmez. Ne dou ne bat1 ne de özgür irade, ne de çocuklar1m1z. Sanat'1 dü_tüü bu derin dehlizden ç1karmak için yollar aramaktan b1kt1k. Bulduklar1m1z hep denenmi_ ve çok ince. Bu kadar ura_ bizi y1ld1rd1. Biz sonucu hemen görmek istiyoruz. 0ncilimiz y1k1md1r ve ilk sözümüz DADA'n1n sözcüleri ile ayn1 harflerle ba_lar: E| elinden al1nanlara kar_1 H| iç durmadan sava_ 0| nsanl1k onurun ve yetenein için D| eha'n1 emenlere kar_1 di_lerini göster N| esli tükenmekte olan bir hayvans1n sen: Derin paraedecektir öldüünde A| sla derini yüzmelerine izin verme! Sanatç1'n1n ödevi: S1k1lmad1n1z m1? Hep ayn1 yalan1 söyleyip duran ayd1nlardan. Size kar_1 sizin içinizde size yalan söyleyerek geçinen parazitlerden. Ayn1 irenç ve sulu göz romanlarda hayat1n1z1 kaybetmekten b1kmad11n1z1 söyleyin. Halk y11nlar1 içinde hor görülmekten, itilmekten, kak1lmaktan, hep a_a1da olmaktan b1kmad1n1z m1? O basit ve s1 felsefe kürsülerinde oturanlara alet olmaktan b1kmad1n1z m1? Akademinin dayatmalar1na boyun emekten b1kmad1n1z m1? Yay1nc1lar1n az1n1n kokular1ndan, kitaplar1n1z almayan para babalar1ndan, boyal1 orospulardan, kad1nlardan b1kmad1n1z m1! Ayn1 siyasal söylem içinde aptalla_t1r1lm1_ bireyleri anlatmaktan b1kmad1n1z m1! B1kmad1n1z m1? Burjuvalardan, aristokrasisi olmayan bu toplumdan, sümüklü kö_e yazarlar1ndan, patronlar1n1n k1ç1n1n dibinden ayr1lmayan gazetecilerden, düzenden, durmadan düzenden, s1k1lmadan düzenden, hep düzenden b1kmad1n1z m1! Dinden ve onun yanl1_ anlat1lan kurallar1ndan b1kmad1n1z m1! Sömürüden b1kmad1n1z m1! Sal1n imgelerinizi, b1rak1n akl1n1z1 ve ahlak1n1z1! Bu nerden geldii belirsiz küçük toplum sizden korkmal1 art1k! Kaleminizi k1r1n! 0dam mangalar1 geliyor! Yay1nc1lara bugün evde olmad11n1z söyleyin! Fotokopiciler ve özgür matbaalar neden var? Ya_as1n fotokopi, ya_as1n anla_1lmayacak yaz1n ve resim! Ho_geldiniz elektronik ve gürültülü müzik! Ho_geldin e_cins, ho_geldin akl1n denetiminden ayr1k ve dam1t1lm1_ _iir! Ho_geldin Internet! Ho_geldin MasaÜstü yay1nc1l1k! Ho_geldin Ba1ran ve hiçbir_ey söyleyemeyen romanlar! Bu yüzden burada EH0DNA! Tabi i_e bu kadar sert ifadelerle ba_lad11nda, çou _eyi d1_ar1da b1rak1yor insan. Ehidna bu yüzden t1pk1 _iirlerimdeki Ehidna gibi savruldu gitti. Mizan dergisine gelince, o da bu tonlarda ba1rmay1 seven ama aya1 daha yere basan bir _eyler yapmak istedi. Ayr1ca o ki_isel bir proje deildi. Deildi diyorum çünkü art1k MizaN'1 beraber ç1kard11m arkada_lar1m yok. Kendi ba_1ma onun serüvenine devam ediyorum. Ehidna, Breton'un Nadja's1yla benzerliklerini daha sonradan fark ettiim ya da belki de kendimi avutmak için ona benzettiim, ve art1k pek de hükmü kalmayan bir mitoloji kahraman1yd1. Asl1nda hayat1mdan gelip geçen ve sonradan örneklerine bir çok defa rastlayaca1m femme-fatale'lerden ilkiydi. Ehidna'n1n bir _iir imgesi olarak gerçek hayattan kopar1lmas1 deil de, gerçek hayat içinde parça parça birle_tirilmesi -her insanda ba_ka bir özellik al1narak- san1yorum ilginç olan. Bir gün büyük bir Ehidna kitab1 ç1kabilir ortaya, fakat _imdi sadece onun y1lan m1 yoksa insan m1 yoksa gerçekten yar1 y1lan yar1 insan m1 olduunu ara_t1r1yorum. Ayr1ca Ehidna yazd11m ilk a_k _iiri say1labilir. Mizan'a gelirsek, dediin gibi Mizan daha gerçekçi, felsefi ve zaman1n1n sorunlar1na eilen bir dergi. Mizan'da amac1m1z Türkiye'nin 200 y1ll1k modernle_mesini de_mekti. Dou-bat1 aras1nda bir yerlerde hala s1k1_1p kalan ve Shayegan'1n deyimi ile "Galileo sonrasi ile Hegel öncesi" aras1nda bir sarkaç gibi gidip gelen bu tuhaf corafyan1n dinamiklerini anlamaya çal1_1yoruz. Bizden daha profesyonelce yapanlar vard1r elbet, ama bazen bir öykü ya da bir _iir içinde bunu eritebilmek, sayfalarca akademik z1rvadan daha büyük etki b1rakabilir. RRW: Genç bir yazar olarak kimler seni etkiledi? Daha da önemlisi genç Türk yazar1 kendisini etkileyenlerden nas1l kurtuluyor, idollerini nas1l öldürüyor? Genç bir _air olarak beni etkileyenlerin ba_1nda, tamamen tesadüfi olarak elime geçen kitaplar1 yüzünden Rimbaud ve Oktay Rifat gelir san1yorum. 17-18 ya_lar1nda sadece lise edebiyat bilgisi ile kitapç1ya dalan bir _air aday1 için ne güzel tesadüfler! Fakat bir o kadar da yad1rgat1c1. Rengenimbaud kitab1n1n arkas1nda _u yaz1yordu: "2000 y1ll1k _iir geleneini dei_tirdi. Sonra da _iir b1rakt1." Belki de benim de o an hemen o kitab1 b1rakmam gerekiyordu. Yapamad1m. Oktay Rifat ise kan1mca Türkçe _iir içinde kendi serüvenini, ya_am1na yaym1_ ve biyografisinde ve yap1tlar1nda bir uzla_maya varm1_, orjinal _airlerden biridir. Fakat ne yaz1k ki yeni ku_aklar1n yani bizlerin ona yeteri kadar ilgi göstermedii aç1k. Sorunun ikinci k1sm1na balarsak, bizde ustalar a_1lmak için deil de, eteklerinde dinlenmek için dikilmi_ putlar, gölgelerinden ayr1lmadan ya_ayabileceimiz dac1klar gibiler. Çok ender olarak bir ustay1 ya da iyi bir _airi a_maktan söz edilir. Hatta bazen ya_l1 _airlerin de genç s1fat1 ile adland1r1lmalar1, onlar1n yeniliin tek ve dei_mez adresi olarak kalacaklar1n1n teminat1 gibi sunuluyor bizlere (Sait Faik hala genç öykücüdür ve 0lhan Berk de _iirimizin gencidir). Genç yazar ya da _air bence Oidipus dolaylar1nda yaz1nsal serüvenini devam ettiriyor ve bundan oldukça memnun. Geçmi_ ustalara yap1lan her vurgu, gönderme, onlardan ödünç al1nm1_ her dize, bize metinler aras1 bir uygulamay1 deil de, art1k kullan1la kullan1la çürümü_ uzvun berbat kokular1n1 veriyor. Bu balamda, Türk _iiri ustalardan kurtularak ustala_m1yor... RY: Sanatta, özellikle _iirde "Usta"lar olduunu dü_ünüyor musun? Ben ustal1k, bilirki_ilik ya da ne bileyim k1lavuz kaptanl1k gibi _eylerden anlam1yorum. Sadece yöntemler var belki de. Özellikle göstergebilim sayesinde, metne art1k ba_ka türlü bakabiliyoruz. Çok z1rva örneklerini _imdilerde bizde de görsek de, roman bu yeni yakla_1m biçimlerini anl1yor. Fakat _iir, kendi içinde bar1nan bu metinler aras1 göndermeleri ve ili_kileri az önce de belirttiim gibi bir teknik ve çözümlenmesi gereken balant1lar olarak alg1lam1yor belki de. Asl1nda çou zaman her metin ba_ka metinlerden kar1lm1_ gibidir. Ama eninde sonunda ucu hayata gidecektir. Bunu metinler aras1ndan, o dokudan al1p, hayatta kar_1l11n1 bulup, sonra da hayata veren adam _airdir, her _eyden önce. Bunu yaparken kulland11 yöntem nedir _airin? Dizeleri _uradan k1rmak, kafiyeyi bozmak, düzyaz1 _iirin s1n1rlar1nda dolanmak, grameri tamamen yok etmek, i_aretlemelerden soyutlanmak, ölçüyü yok etmek vs... Ustala_mak, bazen teknikte ilerlemek deil de, teknii geli_tirip, ayn1 i_i daha k1sa zamanda, daha verimli yapmak anlam1na da geliyor. Bir zanaattan söz etmiyoruz bence, bir el i_inden, bir atölyeden. ^iirin yaz1lma an1nda bunlar1n bir önemi yok belki de. Ama çözümleme an1nda, evet, nereye gittiimizi, o kelimelerin dizilmesindeki aç1klar1, fazlal1klar1 vs görmemiz için ba_ka _airlere, ba_ka _iirlere ihtiyaç duyar1z, duymal1y1z. Bizimle ayn1 dertleri payla_t11n1, bunlarla daha önceden ura_t11n1 anlad11m1z ve o kadar örnek aras1ndan durmadan önümüze ç1kan adam, belki o ustad1r. Ama o andan sonra ustad1r, biz ararsak ustad1r kan1mca. Durduu yerde usta olarak durmaz ve ona usta dememizi de ba_kalar1 salamaz. PJU: Geçenlerde Paris'te bana, günümüz _airinin "genç ve bir dolu diploma'l1" olduunu söylediler. Türkiye'de durum nedir? Burada galiba hâlâ _airin iki ki_ilii tek bir bedene s1d1rmaya çal1_mas1 sürüyor. ^air olarak toplumdan, ailesinden ya da sevgilisinden pek ilgi görmüyor gibi. Diplomalar ya da bordrolar ya da yemek fi_leri ve kitaplar, dizeler ve kalem. Bir yanda bundan zevk alan tipler olduu gibi, bundan ac1 çekenlerin çounlukta olduunu san1yorum ben. Miroslav Hulob 98'de Çekoslovakya'daki geli_melerden sonra kültüre olan ilginin azald11n1, _iir kitaplar1n1n sat1_1n1n 2000'lerden 500'lere dü_tüünü söyler, fakat özgürlüün bir bedelinin olduunu da belirtir. Bizde de son 10 y1ld1r bu tür bir "özgürle_me" durumu var. Hatta özgürle_tirilme de denebilir buna. Bir yanda art1k a_1r1 h1zlanan (t1pk1 Virilio'nun Lost Dimension'da anlatt11 türden) ya_am ve bir yandan da _airin o her zaman içinde bulunduu yaln1zl1k durumu. Daha h1zl1 üst s1n1flar için sanat da, güzel sanatlar da, müzik de çou zaman ya_am1n içine kat1labiliyor. Fakat orta ve alt s1n1flar için hala, bunlar lüks ve kolayca yönelimler ba_kalar1 taraf1ndan (medya vs) dei_tirilebiliyor ve daha da baya1 hale sokulabiliyor. Anlayaca1n1z _air, bizde diplomal1 da olsa, i_siz de olsa, parti adam1 da olsa, a1r bir popüler kültür belas1 ile ura_mal1. Bunu bir bela olarak gördüümden deil, ama çok ku_at1c1 ve uyu_turucu olduunun fark1nda olduum için. Birkaç zaman önce reklamc1-_airler sarm1_t1 piyasay1. ^imdi bunlardan yava_ yava_ kurtuluyoruz gibi. Ama müte_ebbis yazar konusunda benim büyük s1k1nt1lar1m var. Genç de olsa, diplomal1 olsa da, gece adam1 olmaktan kurtulamayacak saf _air. Kald1 ki uzun uzun edebiyat kliklerinden bahsetmeyi bile gereksiz görüyorum. RY: Ya da ba_ka bir aç1dan, günümüzde "genç _air"in öldüünden söz edebilir miyiz? Geçtiimiz günlerde çok üzücü bir olay oldu. Zafer Ekin Karabay, intihar ederek, bu hayattan ayr1ld1. B1rakt11 ufak mektupta _unu yazm1_: "...29. ya_1m1n 29 _ubat1n1 seçtim. Bu yüzden '_ubatta saklambaç'a bir y11n ba_ka s1rla birlikte intihar edeceim tarihi de gizlemi_tim. Ne var ki, kitab1m1 bir türlü bast1ramad1m. (o kitab1 görmeden ölmek bana nas1l ac1 veriyor bilemezsiniz)". Evet, belki de genç _air Kaan 0nce'den Nilgün Marmara'dan sonra bir çok kez öldü, öldürüldü. Bugün anonim bir türkü haline gelen "_iir kitab1 basm1yoruz biz" nakarat1 ya da "yay1nevimizde _iir editörü bulunmuyor" tirad1 çok popüler hale geldi. ^iirden anlamamak ya da _iir okumamak meziyet haline geldi. "Genç _air" ya_1yor asl1nda. Yani "genç _air" bana kötü _eyler ifade ediyor. Bu ya_l1lar1n uydurduklar1 bir kavram. Toy _air ya da toy mürit anlam1na geliyor. Dergiden dergiye ko_turan, ayn1 zamanda yay1nevi yönetici olan büyük yazarlarla sohbetler eden, onlar1n huyuna giden, _iirin o kapal1 devre evreninden çok kariyer pe_inde ko_an bir acemi, bir takipçi olarak ya_1yor. Bu anlamda hayattan ald11n1 deil, kay1rmalardan, tavsiyelerden, önerilerden ya da "yapma"lardan ald11n1 _iire veren bir adam olarak ya_1yor..bu da hiçbir i_e yaram1yor. RY: Türk _iirinin kar_1la_t11 sorunlar nelerdir? Baz1lar1na göre "Türk _iiri öldü", baz1lar1na göre ise "ç1kmazda"? Türkiye'de _iir kitab1 yay1m1ndaki niceliksel ve/veya niteliksel seyrelmenin nedenleri nelerdir? Türk _iirinin benim için en büyük sorunu _u s1ralar imgeci anlay1_ ve art1k neredeyse hiçbir anlam1 kalmayan "nesnel kar_1l1k" tan1mlamas1d1r. 0mgeci _iirin Türk _iirindeki yerini yads1m1yorum ama yine de 90 sonras1nda ya_ananlar bu tür bir _iirin, imgeyi dü_ünceye hapseden ya da aklî olanaklarla yaz1lan _iirin büyük bir sorun olmaya ba_lad11n1 dü_ünüyorum. Zaten bu tür _airlerin eski _öhretli günlerden uzakta olduu aç1kt1r. Gerçi son y1llarda roman1n hayat1m1za iyiden iyiye girdiini ve yay1nevlerinin seçimleri dorultusunda büyük paralarla romanlar1n tan1t1ld11 bir gerçek. ^iir kitab1 bir kitap türü olarak deil de, bamba_ka bir _ey olarak görülüyor. Editörlere sorduunuzda _iirden anlam1yoruz diyorlar. Bu saçma bir durum. Okuyup görmüyorlar ki, anlas1nlar. Bula_mak istemiyorlar. Çünkü az çok biliyorlar ki, _iir bir kuyu ve o kuyuya inmek için bir çok ba_ka kuyuya girip, ç1kmay1 ba_armak gerekir. Çünkü _iir hem metinsel olarak hem de yap1 olarak ba_ka trilyonlarca _iire ve hayat1n kendisine, en aç1k yerlerinden bal1d1r. Bu da gözlerini kapatmalar1n1 sal1yor. Türk _iiri ayr1ca yekpare bir yap1 da deil. Sac1s1, solcusu, 0slamc1s1, liberali için _iir ba_ka ba_ka anlamlarda, ba_ka ba_ka zihinsel kategorilerde ya_am1n1 sürdürüyor. Burada y1llard1r ba_1m1z1n etini yiyen o "imgeci anlay1_" ve Fatih Altu'un sözleri ile söylersek "sahte bilgelik retorii" saplant1s1 da var. Bir _iir kitab1ndan beklenen _ey, okurun kafas1nda art1k kal1pla_m1_. Yiten a_klar1m1z1n ya da ideolojik umutlar1m1z1n bir yan1lsamas1 olacak _iir. Çe_itli teknikler kullan1lsa da, m1sra neresinden k1r1l1rsa k1r1ls1n, kafiye olsun ya da olmas1n, bir _ekilde sahte umut tacirlii yapacak. Bu isteniyor bizden. Bir _air arketipi var. Bu artekip balam1nda yaz1lan _iir de sadece ustalar1 memnun ediyor. Onlar1n an1lar1 içinde bir yere oturuyor. Ama sokaa inmiyor. Gökdelenleri, a_1r1 pahal1 elenceleri ya da ne bileyim ünlü gece kulüplerinden bize s1r1tan mankenleri ya da televizyonu ya da Filistin sorununu anlatam1yor. Anlatsa da, bu "sahtelik retorii" yüzünden hep ikinci, üçüncü balamlardan anlat1yor. Cocteau'nun dedii gibi eer _iir bir ahlaksa, bu tüm ya_amsal faaliyetlerimize kat1lmal1d1r. Passeron Sürrealizm Ansiklopedi'sinde "_iirsiz kalm1_ bir toplum, kültürsüzdür" diyor. Bu corafyan1n 700 y1ll1k bir _iir gelenei de mevcut. 0deolojik seçimler ya da toplumsal dei_meler, _iiri iktidarda olmaktan, muhalefete itti _imdilerde. Fakat onu da hazmedemiyoruz galiba. Ya da bu yeni muhalefetin balams1zl11, 90'lara ve internet ça1na olan ba1n1 kavram1yoruz bir türlü. RY: Soru-cevap ili_kisinin s1n1rlar1n1 zorlayarak sorarsak: Türk _iirinin sorunsallar1 / problematikleri nelerdir? Günümüz Türk _iiri nelere kafa yoruyor? Öncelikle yukar1dan devam edersem, _iir her zaman politik bir balam da ta_1r. Zaten öteki türlü olmas1 da mümkün deil. Ama kaba politikalar ya da ideolojik tan1mlar, kahramanl1klar, destanlar falan son zamanlarda "sistem" kavram1 ile delik de_ik edildi. Merkez çevre ili_kileri aç1s1ndan bakarsak, tüm toplum, tüm corafyalar, tüm dünya neredeyse birbirine bal1 hale geldi. Art1k Amerikal1lar bile 0kinci Dünya Sava_1'nda yapt1klar1 gibi "bilmiyorduk" diyemiyorlar. Gerçi art1k "bu sefer biliyorduk" diyorlar ama hep olay geçtikten sonra. 1984 ya da Cesur Yeni Dünya...bir fark1 yok. Bir ç1k1_ ar1yoruz. Mizan'da yapmak istediimiz ve benim Le Grand Jeu'ye benzettiim de buydu. Bir duvar1n önünde duruyorlard1 onlar ve fiziksel olarak, o duvar1n s1n1rlar1n1 görüyorlard1. Biz ise bir duvarlar sistemi içinde duruyoruz. Bu duvar canl1 bir duvar. Tepki veriyor, engelliyor, kendi zekas1 sayesinde üretiyor, feti_le_tiriyor ve etraf1m1z1 dört dönüyor. Türk _iiri dediimiz _ey, dediim gibi yekpare olmasa da, herkes taraf1ndan kabul edilen _airlerin yazd11 _iir, öncelikle dille ilgili olan bir _iiridir. Bu her ne kadar bir tekerleme haline geldiyse de, özünde hakl1 sebepleri ta_1r. Dilimizin geçirdii dei_imler, elbette bizim de dünyaya bak1_1m1z1 dei_tirdi. En garip örnek olarak Osmanl1'da lügatlarda intihar sözcüünün kar_1l11 yokmu_. Ama _imdi var. Daha bir çok yepyeni kavramla kar_1la_1yoruz. Kapitalizmin üretim mant11na yakla_1yoruz, ama ürettiklerimizi isimlendirmek konusunda çok s1k1nt1 çekiyoruz. Zaten dünyay1 alg1lamam1z hep ba_ka kaynaklar üzerinden olmu_. ^iirimiz de böyle. Frans1z _iirinin etkisini kimse yads1yamaz. "_iir kelimelerle yaz1l1r"1, Mallarme'nin bu ünlü sözünün bizim edebiyat1nda kaç _air taraf1ndan kullan1ld11n1 biliyor musunuz? Garip olan bu sözün bir motto haline gelmesi. Fakat baksak _imdi, bir ölçüm yapsak, Türk _iiri ya da dergilerdeki _iirleri, kaç bin kelime kullan1yor acaba? Türk _iirinin en büyük sorunu "gazetecilik dili"dir, medya dilidir öncelikle. Ama bunu sorun eden kim var dersen, onu bilmiyorum... Tabi yöntem en önemli sorun. K1saca durumu anlatmak için _unu söyleyebilirim: Newton Mekanii ile bak1yorlar bu 1_1k h1z1 hayata. Yeni formüller, yeni ba1nt1lar, yeni postülalar, yeni hipotezler gerekli. Elbette _air bunlar1 bulamaz, ama sezebilir. Sezgi _iirden uzun zaman önce at1ld1, hayat1n trajik taraf1 da öyle. ^imdilerde sadece medya ve reklamlar bu trajedi ve ahenk konusunda çal1_1yorlar. Bu baya1 bir yakla_ma da olsa, _iirin yerini al1yor (Virilio'nun "substitution" kuram1 gibi), onun yerine yerle_tiriliyor. Bunu fark etmeyen _air, gerçekten tuhaf bir yarat1k olsa gerek... RRW: Günümüz Türk _iirinin okuru kimdir? Annetna Nepo'da yazarken/ürünlerini payla_1rken hangi okur'u bekliyor, hayal ediyorsun? Senin için ideal okur kim olacak ? Bir Türk _air için Avrupal1 bir okur'a yazmak ne anlama geliyor? Galiba 80'lerin ba_1nda ç1kan ve hala hayat1n1 binbir zorlukla sürdüren dergilerimizden Adam Sanat, o günkü kadrosu ile popüler kültürü sezmi_ti ve buna kar_1 yaz1 dizileri yap1yordu. Mehmet Fuat, _iirle ilgili yaz1lar1nda hep _iirin popüler kültür taraf1ndan eritilemeyeceini, zaten iyi _iirin kötü _iiri kovaca1n1 falan söyler dururdu. Dier yazarlar da, bunlar1 söyleyip duruyorlard1. Bizde psikolojik bir s1n1r olarak 1000 s1n1r1 vard1r (borsadaki gibi). Bu 1000 kopya anlam1na geliyor. 1000 kadar bas1l1r bir _iir kitab1 ve yakla_1k 1000 tane de okuyucusu vard1r. Bir _iir kitab1n1n 2. bask1 yapmas1 y1llar al1yor. Ama 1980'lerdeki ülkenin nüfusu ile 2003'teki ülkenin nüfusu aras1ndaki art1_, herhalde _iir okurunu etkilemedi ya da o zamanki 1000 ki_i hala ya_1yor. Ama korkutucu olan bu okurlar, hayattan ayr1ld1klar1 zaman, hiç kimse _iir okumayacak. 0_in komik taraf1n1 bir kenara b1rak1rsak, günümüz türk _iirinin okuru, asl1nda genç türk _airlerinden ba_kalar1 deil. Ben kesinlikle iyi _iir okurunun ba_ka türlü olabileceini sanm1yorum. Benim _iir çevirisi ve ba_ka dillerdeki _iirleri okumak konusunda pek fazla 1srar1m yok. Bunlar1n çevirilerine pek güvenmiyorum. Bu yüzden 0ngilizce d1_1nda ba_ka dilden _iir okuyam1yorum. Ama Nesnevi ç1kt1ktan sonra, garip bir _ekilde kendime yabanc1 bir yay1nevi aramaya ba_lad1m. Bu arada "Ofis" isimli bir hikayem, Güney Kore'de yay1nlanan bir antolojiye al1n1nca ve kitap bana gelip de, kitab1n içindeki hiçbir _eyi anlayamay1nca -kendi hikayem, kitab1n ad1 vs her _ey Korece'ydi- bunda garip bir büyü sezdim. Gerçekten Ofis benim ofisim falan deildi. Orada ne yaz1yordu bilmiyordum. Sonra Avustralya'da bir yay1nevi olan PressPress (www.presspress.com.au) ile ili_ki kurdum. Bu naif insanlar, ba_ta Chris Mansell -ki kendisi de bir _air- Nesnevi ile ilgilendiler. Bu kitap da ^ubat gibi ç1kacak san1yorum. Nepo'ya dönersek, bu da o süreç içinde geli_ti. Bana sizi öneren Chris Mansell'den gelen bir e-postayd1. Daha bir çok dergiye net üzerinden çevirileri gönderdim. Baz1lar1 kabul etmedi, baz1lar cevap bile vermedi. Galiba ba_ka yerlerde de -özellikle Amerikan dergileri- bu klikle_me ve kapal1 devre yay1n sürüyor. Okur konusunda, yukar1da sayd11m zaman1m1z1n _artlar1n1 dü_ünürsek, pek bir beklentim olmasa daha iyi. En az1ndan bir üst-okur hayal ediyorum. Bu üst-okur önyarg1l1 olmas1n ve kültürlü olsun kafi. ^iirimin anla_1lmas1 için çok büyük yan okumalara gerek var m1 bilemiyorum. Ama bu corafyadan, d1_ uzaya f1rlayan her _ey, tuhaf bir _ekilde yerelliini evrenselin gustosuna, beenisine tercih ediyor. Tüm dier okurlar1mdan ya da potansiyel okurlar1mdan bir ricam var sadece; benim cehennemim türkçe sevgili baylar ve bayanlar.. PJU: Türkiye üç corafi bütünlüün kesi_me noktas1nda bulunuyor: Avrupa, Orta Asya ve Ortadou. Seni çevreleyen bu kültür bolluu ve dil farkl1l1klar1n1n _air kimliin üzerinde önemli bir etkisi oluyor mu? Öncelikle bir _air kimliim, ayr1 bir _air kimliim var m1 onu bilmiyorum. 0nsan1n kimliinin bu kadar s1radan _ekilde bölünmesinin bir anlam1 var m1 onu da bilmiyorum. ^air kimliim yazar kimliim gibi _eyler yok bende. Ben _air Serkan I_1n olmak için ya_1yorum zaten. Hayat1m1n büyük bir bölümünü de bu sebeple mahvettiimi de söyleyebilirim. Etraf1m1zdaki corafyadan ve kültürlerden hiçbir zaman ayr1 kalmad1k. Bazen bunlar1n yarat1c1s1 ve yönlendiricisi de olduk, belki de olmaya devam ediyoruz. Bizim Dou'muzda olanla, Bat1'm1zda olan aras1nda bir seçim yapt11m1z ve bu seçimin ideolojik olduu da dorudur. Ama yine de 0mparatorluk corafyas1nda deiliz art1k. S1radan bir Amerika'l1 için Hicaz ya da 0sfahan ne ise, bizim için de o, olmaya ba_lad1. Oryantalizm belas1, belal1m1z olmaya ba_lad1. Kendi içimizdeki deerlerin de Bat1l1 tekniklerle anla_1lmas1, onlarda Ayd1nlanman1n, bilimin tezahürlerinin aranmas1... art1k tamamen kan1ksand1. Bu yüzden Dou, olduu gibi Doudur benim için. Hiçbir ideolojik anlam ta_1m1yor. Tabi yazd11m baz1 _iirlerde, Dou'nun Üçüncü Dünya gibi kalmas1n1n sorumlular1n1 arad1m durdum. 0lginç bir durum olarak Orhan Pamuk, Fransa'da çok okunurken, Kore'de de milyonun üzerinde sat1yor. Kald1 ki, baz1 yazarlar1m1z bu yazar1, oryantalist falan diye suçlad1. 0lginç tabii. Dünya dei_iyor, çok ince bir tabaka, bir silikon tabakas1 üzerinden her _eye, her resme, her bilgiye, her balant1ya ula_mak mümkün hale geldi. 0leti_im, mesaj1n kendisi haline geldi. Bu balamda mesaj1n1 gönderenlerini mesajlar1n1 almak gibi bir savunma mekanizman1z olmaya ba_l1yor. Yap1lan bir ara_t1rmaya göre, ABD'de ki_i, günde 25.000'i a_k1n kod/mesajla kar_1 kar_1ya kal1yor. Ancak bunlar1n hangisine cevap vermeli, tepki göstermeli? 0nsan yersiz yurtsuzla_1yor. Bunu _iirin salamas1 laz1md1. Bugüne kadar böyle oldu. Ama art1k Dünya, Dousu ile Bat1s1 ile ileti_ime ve bilgiye ait. Dolay1s1yla art1k her _ey 1_11n ya da fiberglas kablolar1n konumlanmas1na göre anlam kazan1yor, var kal1yor. Bu benim için bile öyle oluyor çou zaman ne yaz1k ki... RRW: Öyle görünüyor ki ABD, bu bölgede Türkiye'yi her geçen gün biraz daha ya_amsal müttefii olarak addediyor; bu durumu ve bizzat Türk siyasi yap1s1n1n tarihi göz önüne al1nd11nda genç Türk _airlerinin Amerikan _iir, kültür ve sosyopolitik tarihi kar_1s1ndaki tutumunu nas1l deerlendiriyorsunuz? ABD'nin Türkiye ve bu corafya ile ilgili planlar1 her zaman oldu ve galiba da olacak. Kendi ad1ma politik balamda deil de, kültürel balamda bakabiliyorum ben bunlara. Asl1nda 0ngilizce dolay1s1yla ABD'nin büyük etkisinden, bizde ve her yerde bahsedebiliriz. Bu büyük etki, en çok postmodernizm ve onun türevleri (post-fordizm, Mcdonaldla_t1rma vs) anlam1nda çok etkili oluyor. Bugün Fransa'da biliyorum ki, dükkanlar1n ya da i_letmelerin Frans1zca isim almalar1 için baz1 önlemler al1nd1. Hatta 0ngilizce isim, marka kullanmak isteyen i_letmeler ceza bile alabiliyor, yanl1_ hat1rlam1yorsam. Ne yaz1k bizde böyle bir bilinç yok. Türkçe'nin yayg1n _ekilde kullan1lmas1n1 salayacak, hatta bazen devletçi bir kafa ile koruyacak bir sistem geli_emedi (gerçi böyle bir devletçi kafan1n icraatlar1 yüzünden Türkçe dili bu hale geliyor..). Böyle olunca sosyal hayat1m1z1n ayg1tlar1 çounlukla, ba_ka bir dille ifade edilebilir hale geliyor. Asl1nda bunun _iirle çok büyük bir balant1s1 da var. Televizyonda gördüümüz diziler, tüm önemli i_lerimizi yapt1rd11m1z bilgisayar ve bilgisayar programlar1, bilgisayara ili_kin kavramlar, müzik, arabalar...bir dolu kavram, ad, fiil, konu_ma tarz1m1za kadar bizi etkiliyor. Zaten ortalama 300-400 kelime ile konu_an ve ileti_im kuran bir topluluk için oldukça feci bir durum. Amerikan kültürü denilen _ey, tam bir bütün deil bana göre. Eninde sonunda onun da kendi içinde bölünmü_lükleri var. Eluard'dan beri _iirde, Dali ve Duchamp'tan sonra da resim ve güzel sanatlarda, Avrupa'dan örendiklerini geli_tirdiler. Sanat avante-garde'1n1n Paris'ten New York'a kaymas1n1n ba_lang1c1, geçen yüzy1l1n ortalar1na rastlar. Bu anlamda, hem kendisine tan1mlad11 anlamda bir özgürlükler ve f1rsatlar ülkesi olmas1, hem de toplumunun geli_mek için hiçbir engeli (olumlu ya da olumsuz anlamda) tan1mamas1 yüzünden ABD, önce kendi k1tas1ndaki ülkelerde gerçekle_tirdii müdahalelerden sonra, _imdi belki de daha gürültüsüz bir _ekilde, dier toplumlar1n yap1lar1n1 etkiliyor. Ama dediim gibi bunda en etkili olan _ey 0ngilizce. Buradaki üniversitelerin, özel üniversitelerin ve liselerin 0ngilizce eitimine olan merak1 ve bask1s1 da bu yüzden san1yorum. Kültürüne dönersek, halk1n bilgilenme kaynaklar1, haber alma kaynaklar1 olan gazeteler, televizyonlar ve internet siteleri, ne yaz1k ki ortam1n kendisinin yerel olmamas1ndan dolay1, peki bir savunma mekanizmas1 geli_tiremiyorlar. Türk _airinin, genç türk _airinin Beatnick'lerden sonras1n1 izlediini sanm1yorum ki_isel olarak. Belki de hâlâ Whitman'da kald1. Fakat Amerika'daki muhaliflerin i_lerini incelemek, çou zaman, Amerikan kültürü denen ucubeden etkilenmeden, onun s1n1rlar1n1n nas1l çatlat1labileceini gösteriyor. Fakat, dediim gibi Amerikan Kültürü denilen pop-kültürün, Amerika Birle_ik Devletleri'den çok uzaklarda bile hala ayn1 etkiyi yapt11n1 biliyoruz ve buna kar_1 savunmam1z ne yaz1k ki çok az. Bunun sebebi de, bu kültürün üretim tekniklerinin de çok bask1n olmas1 ve bu üretim tekniklerinin büyük sermayenin elinde olmas1. Türk _iirinin ya da _airinin, buna kar_1 kay1ts1z kalmas1 imkans1z. Asl1na bakarsan1z, _iirin ba_ka dillere çevrilme imkans1zl11na ramen, ben kendi _iirlerimi dier dillere aktarmaya bu yüzden çal1_1yorum. PJU: Annetna Nepo'da, dünyan1n dört buca1ndan _airler ile konu_may1 ve _iirin dünyan1n farkl1 bölgelerindeki "durum"undan (tüm anlamlar1yla, somut corafi anlam1ndan en soyut anlam1na dein) söz etmeyi seviyoruz. Bu çerçevede, cevaplamas1 neredeyse olanaks1z bir soru sormak istiyorum: _iirlerin yabanc1 dillerde okunduunda sence ne "kaybediyorlar"? Öncelikle, kendi deneyimimden bildiim kadar1 ile -çünkü _iirlerin çounu kendim çevirmeye de çal1_t1m, en az1ndan denedim ve hatta baz1 0ngilizce _iir denemelerim de oldu- kaybedilen ilk _ey ahenk. Bu, müstakil bir dilin, bize salad11 en önemli kavram _iir için. Kald1 ki, müzikal t1n1 anlam1nda söylemiyorum bunu. Bu daha içsel bir _ey. ^iiri okuyan ve o dilin s1n1rlar1 içinde anlamaya çal1_an okurun kafas1nda, kendi içinde yaratt11 bir ses türü. Zaten bunun çevrilmesi imkans1z. Gerçi sizin de belirttiiniz gibi, bu cevaplanmas1 zor bir soru. Çünkü ben bir çevirmen deilim, hele _iir çevirmeni hiç deilim. Çok teknik bir konu asl1nda. RRW: ABD'de ele_tirmenler _a'_aal1 bir ben merkezcilikle 0ngilizce olmayan her _iiri "Dünya _iiri" adi alt1nda toplama eilimi içerisindeler. "Dünya _iiri" kavram1n1n sende dourduu adres nedir? Dilde gerçekten evrensel say1labilecek bir _eyler var mi ? Günümüz Türk _iirinin, dünya seyyah1 anadilötesi _iir hareketlerine bak1_1 nedir? ABD'de ele_tirmenler, ki bildiim kadar1 ile akademinin etkisi orada tiksinti verici boyutlarda, her _eye kar_1 böyle bak1yorlar gibi geliyor bana. Bu hakim kültürün temsilcileri olmalar1n1n getirdii küstahl1ktan öte bir _ey deil bence. Dünya _iiri denilen _ey, eer 'World Music' gibi bir _ey ise, ne yaz1k ki ben bundan ho_lanm1yorum. Bu bir pazarlama teknii bence. Amerikan _irketlerinin kendileri için uydurduklar1 bir yalan, bir i_güzarl1k örnei. Kendi iç pazarlar1na yönelik bir _ey. Ama ne yaz1k ki, burada da bunun örnekleri dolu. Bir sanat eseri, bir yap1t için en biricik _ey, onun bize ula_1rken kulland11 teknik ve enstrümanlard1r. ^iirse dil, müzikse sözler ya da notalar ve bu notalar1 çalarken kullan1lacak enstrümanlar ve makamlar, romansa dil.. _imdi eer tüm bunlar, o sanat yap1t1n1n deerlenmesini salayan biricik (unique) _eylerse, bunlara yap1lacak ikinci dereceden her türlü ortam zenginle_tirme çal1_mas1, özünden bir _eyler eksilmesine sebep olacakt1r. Örnek olarak, Ney dinlemek için insan1n hiçbir _ey bilmesine gerek yoktur. Oturursunuz ve o sizi sarar zaten. Fakat tasavvuf müzii yapmak için, en az1ndan Ney çalmak için ki_inin uzun bir eitimden geçmesi gerekir. Kald1 ki, art1k bir turistik öe haline gelen Mevleviler için de durum böyledir. Biz onlar1 seyrederken bizi güdülendiren _ey ile onlar1n dönerken hissettikleri _ey aras1ndaki uzakl1k durmadan art1yor. Çünkü Ney'in ve Mevlevi'nin varolu_ balamlar1 kayboluyor, kaybediliyor. Bundaki dinsel öe, ba_ka bir sürü endüstriyel ve ticari enzim ile h1zland1r1l1yor ve ortaya McDonaldla_t1r1lm1_ tasavvuf ç1k1yor. Paray1 ver, izle, ala ve sonra hemen ç1k. World Music ve World Poetry, bu anlamda, bilinçli ve çok tehlikeli bir yersiz yurtsuzla_t1rma, balams1zla_t1rma gibi geliyor bana. Birkaç ku_ak sonra, Ney çalmay1 bilen kalmayacak sanki. Ama bir sürü tekno-neyci ortaya ç1kacak. Oradan buradan bulduklar1 sample'larla World Music yapacaklar. Yani al1_veri_ merkezlerinin müzik raflar1nda, bir kategori alt1nda toplanacaklar. Dediim gibi bu pazarlama ile ilgili çok kötü bir fikir... ^iire gelince, ben dili DNA _ifresine benzetiyorum. Hakiki _iiri ise, o _ifreyi çözen ve anlayan RNA'lara benzetiyorum. Bu çok organik gibi gelebilir. Zaten topu topu 28 tane amino asit var. Ve o devasa gen haritalar1 da bu 28 amino-asitin birle_mesinden ve dei_ik _ekillerde kayna_mas1ndan kaynaklan1yor. RNA ise ufac1k bir hücre eleman1. ^iir gibi. Bu yüzden evrensel olan tek _ey harfler. T1pk1 Amino-asitler gibi. En az1ndan internet gibi uygulamalar, çok zorlama da olsa, bize evrensel bir dil çal1_mas1n1n mümkün olabileceini gösterdi. Çok dü_ük seviyede de olsa, bilgisayarlarda kullan1lan makine dili, 1 ve 0'lardan olu_tuu sürece o i_ içindeki herkes taraf1ndan anla_1labiliyor. Dünya seyyah1 anadilötesi çok güzel bir ifade. Fakat türk _iiri için _u s1ralar, benim gözlemim, kendi okuyucusuna kar_1 olan uzakl1k önemli. Kendi dilimizin kabuklar1n1 k1rabilmi_ deiliz ki, dier dillere giri_elim ya da gerçekten dillerüstü bir dil ile i_lerimizi yapal1m. Bu anlamda bu konuda pek fikrim yok. RY: Biraz daha uzaa gidersek: ^iir ile içinde doduu toplum aras1nda dorudan balar gerekli mi? Bu balar1n zay1flamas1 hakk1ndaki dü_üncen nedir? ^iir ile içinde doduu toplum katman1 ya da s1n1f aras1nda bir balant1, en az1ndan bir çeki_me, bir anlamaya çal1_ma, bir a_ma olmas1 beklenebilir, ama bütünsel olarak bunun mümkünlüü konusunda çok emin deilim. Buna iki türlü cevap verebilirim; bir ideal olan1, bir de _u zaman dilimi içinde ya_ad11m1 ve gördüümü. Kendi ad1ma, art1k evrensel olan1n, büyük anlat1lar1n, büyük yap1tlar1n zamanlar1n1n geçtiini ben de dü_ünüyorum, postmodernizme pirim verdiim dü_ünülmesin fakat bütünsellik bazen kötülük dayan1_mas1n1 ve alg1 ortalamas1n1n dü_üklüünü getiriyor. Passeron'a geri dönersek, _iirini kaybetmi_ toplum, kültürsüz bir toplumdur, kültürsüz bir toplum da Adorno'dan bakarsak, "öznesiz ku_aklar" yaratacakt1r. Öznesiz ku_aklar da, bir süre sonra toplumu, t1pk1 moleküller gibi birbirinden uzak ve birbirinden ba1ms1z noktalardan olu_an tuhaf bir yap1 haline sokacakt1r. Toplumu, topluluk, bütün ve biricik yapan _eylerin ba_1nda dil geliyor. 0_te bu dil, _imdilerde durmadan parçalan1yor, geni_liyor, genle_iyor, büzülüyor. Bu kadar deformasyonu _airin yapmas1 beklenir, hem de olumlu anlamda. ^airin i_i budur, _iir zaten tamamen ba_kala_t1r1lm1_, anadil ötesi bir dilin temsilidir. Ama bak1yoruz, reklamlar, panolar, internet...hepsi birden bu dili, kötücül anlamda öldürüyorlar. ^airin, bence en önemli i_inin, bu kötücül gramere kar_1 sava_ açmak olmas1 gerekiyor. Ba_ka türlü 21. yüzy1l _airinin edebiyat1n kendi kli_elerini a_1p, hayata ve topluma nüfuz edebileceini sanm1yorum... RY: ^air için "a_k" bir nesne, bir meta m1d1r, yoksa yolculuundaki bir deneyim mi? Herkes için a_k biricik bir deneyimdir. Payla_1lmas1 bile gerekmez bazen. Bunun de en karanl1k türlerini _airler çekmi_lerdir belki de. Bunu ka1da aktar1p, aktarmamak konusunda tüm _airlerin farkl1 davrand11n1 biliyoruz. Fakat maruz kald11m1z deneyimin, dier insanlar1n ya_ad1klar1ndan farkl1 olduunu sanm1yorum. Çünkü onlar ya_1yorlar. 0lhan Berk geçenlerde, "yahu ben hiç ya_amad1m, sadece yazd1m" diyordu. Hatta, kendisi deneyimi o kadar ileri götürmü_ ki, insan onun s1rf yazmak için a_k ya_ad11n1 bile dü_ünebiliyor. Bu tavr1n çou ki_i için zor anla_1l1r olduunu kabul ediyorum. A_k ya da devrim ya da büyük puntolarla özgürlük, kimlik gibi kavramlar1n hepsi için yazmak/ya_amak aras1nda gelip gider _air. Çünkü Besnier'nin tan1mlamas1 üzerinden gidersek Patetik bir ayd1n tipine denk gelir _airinki. ^unu söyler Besnier: "...patetik ayd1n nitelemesi, tan1k olmaktan, yarg1lamaktan veya öretmekten ziyade tarihle, onlar1 herhangi birisi kadar veya daha fazla altüst ve allak bulak eden tarihle bütün olu_turma kayg1s1 olan yazarlara, felsefecilere, sanatç1lara veya bilim adamlar1na uygulan1yor." (Besnier, La politique de l' impossible/0mkans1z1n Politikas1). Bu anlamda Bataille akl1m1za geliyor, Nietzsche geliyor akl1m1za. Hayat1n trajik taraf1nda tezgah açan romantik yazarlard1r _airler bana göre. Bu yüzden "a_k" _iirlerin en hakikisi olmak zorunda. Ba meselesine dönersek, toplumla ba1m1z1 kopar1p, tekrar balad11m1z bir tek nokta olarak a_k1 görüyorum ben. Gerisi _airlik mesaisi zaten... RY: Sence _air ile reklam aras1nda ne gibi bir ili_ki var? Bununla ilgili çok fazla yaz1 yazmad1m ama kendi ad1ma reklamc1 _airlerden nefret ediyorum. Reklamc1 olmak için _iiri b1rakan _airlerimiz var bizim ve bunu da kitab1n1n üzerine yazanlar var. Folkor _iire dü_man diyordu Süreya, ben de reklam _iire dü_man diyorum. PJU: Türkiye'de, _airlerin yaln1zca bir tek iyi _iir yazd1klar1nda bile tüm ölümlülerin kar_1la_acaklar1 o k1yamet günü ezalar1ndan azade olacaklar1n1n söylendiini bir yerlerde okumu_tum. Dü_üncen? Tuhaft1r, ben de _unlar1 söylemi_im: "K1yamet Günü'nde, _airler ve meczuplar bir kenara koyulacakt1r. Ve herkesten sonra, tanr1 onlara cenneti gösterecektir. Toplum içinde _air kalabildikleri ve dier insanlara katlanabildikleri için. Yaln1z yaz1 yazamad1klar1 için meczuplar peygamberlerin kat1nda yer alacaklard1r. ^airlerse dervi_lerin." Ve _unu da eklemi_im: "görsel ve teknolojik devrimden sonra, ressam1n ve heykelt1ra_1n foyas1 meydana ç1km1_t1r. Hikayeci ve romanc1 zaten radyonun bulunmas1 ile çok azalm1_, televizyonla tamamen ortadan kalkm1_t1r. Fakat _air hala "_iirlerini yazd11 ka1tlar1, çörek sarmak için" kullan1r. Bu yüzden süreksizlik noktas1nda her türlü metala_ma tehlikesinden uzakt1r. O hala kitab1n1 vitrinde gördüünde "utanç" duyabilendir." PJU: Geçen gün be_ alt1 _airin bir sahnede yapt1klar1 halka aç1k bir söyle_ide idim. Çok h1zl1 bir biçimde aralar1nda olu_uveren gerilimi, doan dayan1_may1 görebiliyordunuz. Benzeri bir durumda kimler ile (_air, sanatç1, yazar) söyle_meyi isterdin? Kendi ad1ma, böyle bir söyle_inin ruh ça1rma seans1 olabileceini dü_ünüyorum. Çünkü art1k ya_amayan _airler olacakt1r buradaki isimler. Öncelikle ^eyh Galip'le özel bir konu_ma. Ona 21. yüzy1l1 anlatmak isterdim, a_k özelinde tabi. Daha sonra da, oradan ç1kabilirsem, içinde Tzara, Eluard, Pound ve Eliot gibi _airlerin bulunduu bir kahveye gitmek isterdim. Ahmet Hamdi Tanp1nar'1n dizinin dibine otururdum...hiç ses ç1karmadan..konu_malar1 gerekmez. © Annetna Nepo 2003 Page 1